|
|
12/30/2006
GülGüneş'inin Space'sini zevkle takip eden, yorumlarını esirgemeyen, arkadaşlarımın ve dostlarımının Dikkatine
Bu space deki müzik ve resimleri maalesef kaldırdım!!!! şiirler ve yazılar hala buradadır!
TIKLAYIN gülperiyi
www.gulperi.net
yeni sitemi yayina actim...
duygusallik... bilgi... ekartlar... daha biyigin sey
İnşallah hoşunuza gidecektir
GülGüneşi
***
Seni benden alan kadere, Tek bir kelime etmeden Seni içimde yaşatacağım. Çünkü ben senin; " Bedelini yüreğimle ödediğim En masum günahındım…."
***
Gittiğim Gün
Gittiğim gün, yüzümde görmeye alışık olduğun gülümsemem olmayacak. Bırakıp gittiğim gün var ya işte, çok sevdiğin ipek tenime dokunamayacaksın. Arkamda seni , sevgini bıraktığımı düşünmeden karanlık geceye dalacağım.
Sen bensizliğe dayanamazken, ben sana kıyacağım. Yitik duygularım ile yol alırken pişmanlığın kamburunu hissetmeyeceğim. Sen geçmişi sorgulayıp " Nerede yanlış yaptım?" düşüncesi ile kahrolurken; kanımda yalnızlığın verdiği sarhoşluk dolaşacak. Öyle sarhoş olacağım ki uyandığımda gittiğimi unutmuş tanıdık eşyaları arayacağım. Her sabah gördüğüm güzellikleri karşımda bulamayınca anlayacağım, anlayacağım ki...
Gözlerime gölgeler düşecek. Bir kaç damla gözyaşı olacak gözlerimde. Ağlamayacağım; hüzünlü geçmişimi sen de bıraktım ben. Gözyaşlarım sen de kalsın. O gözler ki aşk için gözyaşı dökerken, bugün sensizliğe ağlamayacak.
Gittiğim gün; sevdiğim tüm fotoğrafları yakacağım. Geçirilmiş anları yok edeceğim birer birer. Arkamda acıları bırakacağım. Geçmişi düşleyerek istediğim anıları getireceğim aklıma. Acıları anlardan çıkarıp sana saklaman için göndereceğim kanadı kırık bir kuşun kanadında.
Seni günden güne tüketirken, tesellim yalnızlık olacak. Ne kadar arasan da karşına çıkmayacağım. Lanetler okusanda ruhuma duymayacağım. Bambaşka aşklar hayal edecek, özlemini çekeceğim. Paylaşıldıkça çoğalan, çoğaldıkça bırakılmayan aşklar...
Gittiğim gün, yalanlarını unutacağım. Kandırılışlarımı, aldanışlarımı, saflığımı, duygularımı sana bırakacağım. Onlar ile teselli bulmanı isteyeceğim. Çünkü aldandım, çünkü kandırıldım, çünkü sevdim çünkü ... Çünkü bu ben degilim ...
****
Gül ağlar mı?
****
çok güzel bir PPS sesli olarak dinleyin ama  sadece ... mazi kalbimde bir yaradır ... aşağıdaki linke tıklayın!
Mazi kalbimde bir yara
(Bir hazin maceradır, onu aldılar elden)
****
Acılar Denizi
Ben acılar denizinde boğulmuşum İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni Duyarım yosunların benim için ağladıklarını
Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını
Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını...
Cezmi Ersöz ****
Aşk Kendi Kendine Konuşmaktır
"Çünkü sevmek sana göre çoğalmaydı, kasvetle kapanmış yüreklerin bu içten içe kaynayan, coşan, haksızlıklarla dolu süprizlerin ve sevinçlerin de hiç eksik olmadığı bu karmakarışık ve çelişkilerle parçalanmış dünyaya açılmasıydı" Cezmi Ersöz Kırk Yılda Bir Gibisin
Gece,
yalnızlık, sensizlik, soğuk ve yağmur, göğsümü yırtıp çıkmak isteyen sıkıntılar. Uzun gecelerden biri daha başlayan. Hayalin karşımda oturmuş, meraklı gözler ile seyrediyor beni. Kendi kendime numaraları çevrilmemiş telefona konuşmamı izlerken aradığımın sen olduğunu yasak sözlerimden anlıyor. Sesimde çığlıklar boğulurken bağıramam, ağlayamam, saramam ki seni... "Yudum yudum, yavaş yavaş yaşamak istiyorum seni" sözlerin gecemde. Duvardan duvara yankılanan sesler, geçmişe ait gölgeler, kesişen yollar. Aşkın gibi, sevdan gibi beklenmedik anda ortaya çıkan gel-gitler. Hasretin eksilmeyen, içimde yalnızlık acısı, çenemden akan gizlice döktüğüm gözyaşları. "Bir gün güzel olacak" saatlerce üzerinde konuştuğumuz gibi olacak degil mi? Kusursuz yaşanacak bu aşk Melekler ağlayacak mutluluğumuza değil mi? Sensizlikte, gecemin karanlığında üstümü örtecek sözlerin sevgili. Işıkları yaksam da birer birer yokluğunun karanlığını kim yakacak? Garip halimi, içi burkularak kim seyredecek sevgili? Gözyaşlarım anlatacak oysa her şeyi... Yoksun sevgilim yoksun. Sensizlik hayallerimi çaldı çoktan. Geceler, günler boyu sabrettiğim anlar sabırtaşını aşkın gözyaşları ile deldi geçti. Satırlarım titriyor sevgilim. Hayalin gözlerimin önünde hala bize ağlıyorum. "Aşk kendi kendine konuşmaktır" ya yapayalnızım şimdi. Sen vaktinden çok sonra gelen sevda, ben geceler boyu seni bekleyen mavi melek bu şehirde. Dön gel bana, gecemi gündüze çevir yıldızsız gökyüzünde. Yalnızlığımı sen olmaya sürükle de sensizlik geceler boyu biz olsun artık. Sevişsin bedenlerimiz gelmez olduğun soğuk yağmurlu gecelerde. Bitsin bu sıkıntılar, sen gel ve ben seni beklerken seni ne kadar sevdiğimi haykırayım suskunluğunda aşk ile, hayal ile, özlem ve imkansızlık ile...
***
Herzaman iyi düşündüğümüzü zannederiz; ama gerçekten iyi düşünüyormuyuz?
verdiğimiz kararların doğruluğunu ve ağzımızdan çıkan en basit bir sözcüğün bile nelere mal olabileceğini düşünüyormuyuz? aşağıdaki linke tıklarsanız Selçuk Yöntem in okuduğu bir şiiri dinleyeceksiniz ( laf aramızda müthiş bir ses doğrusu )
Tıklayın korkmayın
İyi Düşünün
YAĞMUR KAÇAĞI
Elimden tut yoksa düşeceğim Yoksa bir bir yıldızlar düşecek Eger şairsem beni tanırsan Yağmurdan korktuğumu bilirsen Gözlerim aklına gelirse Elimden tut yoksa düşeceğim Yağmur beni götürecek yoksa beni Geceleri bir çarpıntı duyarsam Telâş telâş yağmurdan kaçıyorum Sarayburnu'ndan geçiyorum Akşamsa eylülse ıslanmışsam Beni görsen belki anlayamazsın İçlenir gizli gizli ağlarsın Eğer ben yalnızsam yanılmışsam Elimden tut yoksa düşeceğim Yağmur beni götürecek yoksa beni
ATILLA ILHAN
***
11/21/2006
Yalnız KUMRU!
Git!
Her gerçek aşık bir bebektir, meleklerin gözünde. ve her gerçek aşık için ağlayan bir melek vardır gökyüzünde. Boşuna bakma, göremezsin zaten ... Görmüş olsan gitmezsin.
Git gidebildiğin en uzak şehirlere Git gidebildiğin en güzel ümitlerle ... Ben böylede yaşarım toz duman Benim için üzülme her taraf sen dolu, Anılarla dolu, bu bana yeter... Şimdi git...
Git ... Git .... Git ....
***
Bu Kadar Sevmedim ki
Dönemem terk ettiğim hiç bir yere Dolaşıp duruyorum sokaklarda Dilimde o son duam Ben hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki Sonsuzluk gibi çıkıyordu Bu söz içimden Umutsuz bir yakarış gibi Hiç bitmeyecek bir hasret gibi Ben hiç kimseyi bu kadar sevmedim ki.
*** Acıyla Erir Yüzüne Aşık Çocuk Ne zaman yüzüne baksam yalnızlığın o mutlu gerilimi O öksüz göl hızla derinleşir biliyorum, acılarım hiç bitmeyecek,bu öyle bir yeşil Ne zaman gözlerinin içine baksam, biliyorum ikimizi de aşar,o kapının ardındaki masal bense yüreğimin bu hallerinden korkar,kalırım bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi geçip giden yüzlerine bakar kalırım Ömrün kısalığı çarpar camlara ateş hızla yayılır içerilere Akşam olur, evler dolar boşalır acıyla erir,yüzüne aşık çocuk Ne zaman gözlerinin içine baksam,biliyorum Ikimizi de aşar, o kapının ardındaki masal
***
10/22/2006
Forest Of My Dreams
Bitmez tükenmez martıların haykırışı var yüreğimde sana dair uçup gelen. Bir yarım sesle sesleniyorum beni duyar mısın? Ayın o acılı suratının ardından gün doğduğunda, kanatlarını çırpan bir küçük kuş olduğunda sabah, sen yüreğini geçmisin kirinden arındırıp benim ellerime koyacakmısın? Beni sevebilir misin? Niyetli misin buna ? Sen ilk yazın kucağında uyurken yağmurlu serin akşamları düşünüp ödünç verilmiş yataklarda geçirdiğin sevişmeleri hatırlayıp kahrolacak kadar niyetli misin buna? Tograğın iliğine ve kemiğine işleyen çok eski bir yağmur kadar beni içinde barındıracak mısın? Ay düşmüs toprakta menekşe kokulu öpüşmelerle gecikmiş iklimlerin ortasındayız seninle. Zaman durdu sanki birden tartışmalar bitti. Güneşe dönüyor ayçiçeği gün hızlandığında ve ben her güne uyandığımda sana dönmeye niyetli. Sana diyor ki gözlerim; sen bir kırlangıç gibisin. Hayatın sana verdiği uslanmaz ruhun içinde her baharda bana dönen ama güzün hep göç eden... Ve ben korkuyorum seni sevmekten. Bitmeyen şarkılarla avunmayacağım bundan böyle. Bak şimdi gökyüzüne, hayali bir gölgeye dönüşüyor benim bedenim. Her nefesinde solumaya başladın bile beni. Ve ben korkuyorum. Bir kasımpatı çiçek açıyor sarı taç yapraklarıyla. Ve gözlerim tiryakisi olduğum kahvenin tadında. Bunu biliyorum gece parçalanıyor, yıldızlar çıkıyor yüreğimden. Kirpiklerim titremeye başlıyor. Bu kız çocuğu yüreğine yumulmuş ve bir daha ağlamak istemiyor, anlıyor musun?
*** Neye yarar,sözcükler!... Kalpleri kanatmaktan başka!...
Beni sevdiğini söylemen, neye yarar!... Neye yarar beni bir daha arasan ya da hiç aramasan!... Neye yarar acı çeksen ... acı çeksem ... Kaybettik birbirimizi ... kirlendik hayat gibi. Gece, soğuk ... İstanbul, damla damla yağıyor, aşkımızın üzerine ... Bu ev, senin soluğun olmadan ısınmıyor ... Kimbilir, nerdesin? Hangi gözlerin içinde kaybettin, kanayan yüreğimi? ...
"Bir kente, aşkın için gelmek ne güzel ama sakın, aşk için bir kenti terketme!" demişti birisi .. "İstanbul bunu hak etmiyor, sen hak etmiyorsun !" demişti ...
Oysa bilinmezliğin yolculuğuna biletimi çoktan kestirdim ben ... Gidiyorum ... Kaçıyorum ... Yorgunum ...
***
9/6/2006 Mutluluk kolay, sevgilim!
Adınla geldi işte; aşk;
o büyük harcanma ...
Bugüne dek kendim için ne istediysem; işte, ellerinde ...
Ne yaparsan yap,
işte harcanıyorum seninle ...
Adınla tükeniyorum ...
Ne varsa benimle bilinen,
sende tükeniyor ...
Aslıma dönüyorum aşkınla ...
İşte, hayat bize izin verdi;
seninle sevmeyi yaşıyorum,
mutlu tesadüflerle ...
Ama mutluluğun da üstünde bir yer var;
aşkdan bile büyülü acı orası.
Mutluluk kolay, sevgilim! ...
Orada, yukarıda, sana senden yakın bir sen var.
Onu görünce, kendine hasretinle kucaklaşacaksın;
o yukarıda buraya dönülmeyecek bir yer var ...
Var mısın oraya benimle gelmeye?
Cezmi Ersöz
***
Artık ölümden korkmuyorum. Çünkü içim seninle öyle dolu ve seni öylesine çok özlüyorum ki böyle zamanlarda beni öldürmek isteyecek olanları bile anlayabilir, onları hiç sorgusuz bağışlayabilir, hatta kaderleri için üzülebilirim. Çünkü bilirim ki öldürmek, ölmekten çok daha korkunçtur.
***
Beyoğlunda bir yalnızlık otelinde, yaşlı bir şair kadının öldüğünü haber veriyorlar. Geride bir gün mutlaka döneceğine inandığı sevgilisi için yazdığı, eski Türkçe yüzlerce şiir bırakmış. Keşke onu yaşarken tanısaydım, diye geçiyor aklımdan. Ona aşkın ve özlemin ne olduğunu sorsaydım. Ve ben hiç söylemeden bana bakıp senin varlığını tahmin ederek, tek bir dize fısıldasaydı kulağıma: 'ölürsem beni seni ararlar şimdi.'
Ve bu şiir dizesiyle bir kapının daha açıldığını hissetseydim, önümde: önümüzde ...
Vefalı ve sır vermez bir-iki otel görevlisiyle, Feriköydeki kimsesizler Mezarlığına götürüyoruz, şair kadının cenazesini. Orada kendim, kişisel tarihim için çok önemli anlar yaşarken, yinede ruhumun yarısı yakıcı bir arzuyla, burada olsan neler düşüneceğini, düşünüyorum .
Yer yokmuş. Bu yüzden dik gömülmesi gerekiyormuş. Yalvarıyorum mezarcılara, 'o bir şair, şairden öte sevgilisini hep beklemiş, hep özlemiş biri; bu yüzden çok yorgundur şimdi, ne olur onu dik gömmeyin!' diyorum. 'Mevzuat böyle, kimseye ayrıcalk yapamayız,' diyorlar.
Bu konuşmalar sürerken bağışlayan ve her şey geçer, her şey biter, diyen bir yağmur başlıyor ...
Şimdi hayatını sevgilisini özleyerek ve ona şiir yazarak geçiren, sonra da yapayalnız ölen o şair kadın da sendin, yazdığı eski yazı şiirler de, onu dik gömmek zorunda kalan gariban mezarcılar da her şey geçer, her şey biter, diyen yağmur da sendin... ....
Sadece sevgin koruyor beni. Bu yüzden, artık ölümden korkmuyorum
Cezmi Ersöz (Derinliğine kimse sevgili olamadı)
***
6/4/2006
ANLADIM
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım. Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım.. Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım.. Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.. Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığımı anladım.. Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım.. Bir insanı herhangi biri kırabilir, ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım.. Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım.. ''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım.. Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım.. Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan , Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.. Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım.. Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez... sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.. Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
aşağıdaki linke tıklayın !
Bir Yudum Huzur
****
BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ
Alnına konsun bu öpüş! Ve, şimdi senden ayrılırken, İtiraf edeyim ki- Günlerimi bir düş Sayarken yanılmıyorsun; Ama, umut gitmişse uzaklara Bir gece ya da bir gün Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın Fark eder mi bu yüzden? Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz Yalnızca bir düş içinde bir düş. Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının Haykırışları içinde duruyorum: Ve altın kum taneleri Tutuyorum avucumda- Ne kadar az! Ama nasıl da Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlerine Ben ağlarken - ben ağlarken! Ah Tanrım! Daha SIKI Tutamaz mıyım onları? Ah Tanrım! Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan? Bir düşün içinde bir düş mü bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
EDGAR ALLAN POE
***
İki Defa (Bir Norveç Sevda Şiiri)
Her şeyi iki defa buldum ben Gökyüzünü, güneşi, yıldızları Ve ne varsa baharla gelen: İlkin gözlerimi açtığım gün dünyaya Sonra hayatıma girdiğin gün sen. Ölümüm de iki defa olacak benim: Önce, sen beni unuttuğun için Sonra, ben senden vazgectiğim gün İki defa öleceğim. Ama bu öyle uzak, öyle olanaksız ki Gerçek ölüm geldiğinde bizi Yine koyun koyuna bulacak Ve uyandırmaya kıyamayacak.
Magli Elster
***
3/27/2006
Bir Hayalet
Bir tek seni sevdiğim doğruydu... Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı... Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin... Tepeden tırnağa aşka,tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet... Kimisi senin beni beklettiğin kapıda beni bekledi. Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan... Ve ben en çok onların sevgisine inandım. En çok onlara derinden üzüldüm. Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye... Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna, bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım... Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aldatan bir hayalete... Seninle kendini, bütün düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete... Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan, bu yüzden bütün hayatı bir yalan olan hayalete...
Cezmi ERSÖZ
***
Bu bekleyişin sonu yoktur. Çünkü düşmanlarının sonu yoktur... Biri biter, diğeri gelir ardından. Ve sen düşmanlarınla uğraşmaktan bezgin ve kimsesiz sevginle uğrasmaya dayanamaz, öylece kalırsın... Yalnızlığınla birlikte düşersiniz boşluğa. O çok korktuğun bosluga... Öyle kirletirsin ki yalnızlığını, o kirlettiğin yalnızlığını sevsinler diye, dünyanın en samimiyetsiz insanlarına, kardeşim, diye sarılırsın... Biliyor musun, sen benim o çok eski halimsin... Sana bakıyorum yazılarımı yazdığım bu soğuk, bu uzak odadan. Bana umutsuzca sevdalanmanı seyrediyorum. Bende hiç umut yokken, beni vazgeçilmezin yapmanı seyrediyorum... Seni seyrediyorum sevgili, seni... Saçlarındaki kan kokusunu içime çekiyorum. Yıllar önceki kendi kokumu içime çekiyorum... Hayır, acımıyorum sana, sendeki kendimi özlüyorum en çok. Sendeki o çocuk cesaretini, o çıplak sevgiyi özlüyorum. Sendeki o kanayan, o kimsesiz, ama saf, o tepeden tırnağa sevgiye inanan kendimi özlüyorum... Bedelsiz, acıtmayan, hesap sormayan ve çok savunmasız bir güzelliğin vardı senin... Duygusuzlara göre çok kolaydın. Kurbanın o doyumsuz şehveti vardı sende. En kırgın, en yaralı insanları bile bir cellat yapardı o saf, o gerçeküstü sevgin... Seyrederdim seni o uzak odamda, bir şey yapamadan seyrederdim seni yazarken...
*****
Bugünün insanı kimden korkuyorsa, kim ona yok ettigi kendisini hatırlatıyorsa onu öldürmek ister sevgili.
*****
Kabul et artık, kimi sevsen, kimin özgürlüğünü istesen ölümünü istemedi mi senden. İstemedi mi?... Kabul et artık... Ben onlardan hiç olmadım. Ben gözümü senden hiç ayırmadım. Çünkü sen benim saf çocukluğumdun. Sen benim o yaralı, o kimsesiz gençliğimdin... Hayatı bitirdiğim yerde sen yeniden başlıyorsun.. Dokunurken içimi acıtan başında benim kanım var... Anla artık, seni değil, en çok kendimi yalnız bırakıyorum o rutubetli evde... Senin o affedemediğin kalbinde yatıyor benim tek ve gerçek sevgim... Tek umudum senin bu savunmasız halin. Senin bu kimsesizliğin... Uyumsuzluğun. Tek çıkışım senin bu deli, bu çıplak sevdan... Kötülüklerin yok muydu, yok muydu hırsların... Vardı elbet. Ama öylesine acemiydi ki hırsların; kötülüklerin bu hayat karşısında öylesine çaresiz ve öylesine masum kalırdı ki, sonunda yine sana dokunurdu zararı; karşındakileri değil seni engellerdi o kimsesiz öfken... Kötülüklerinin zararı sonunda sana dokunmasaydı, yenseydin karşına çıkanları, yenseydin kalbini, hayat senin için hiçbir zaman böyle olmayacaktı... O kutsal, o hiç sönmeyen ışık nereye gitsen ardından gelmeyecekti... O sevinçli ıstırap kalbini hiçbir zaman böylesine içtenlikle ısıtmayacaktı. Bu şehri ebediyen terk edip giderken, bana söylediğin o son sözde saklı olmayacaktı hayatımızın gerçeği: "Hayatın kuralları" derdin hep, biliyor musun, bu hayatta hiçbir şeyi başaramadım ben...
CEZMI ERSÖZ
***
Bir Sevgi İletisi
Kadın sevdiği adama sorar: ' Neden Ağlıyorsun? ' Adam cevap verir: ' Seni sevemediğim için.' İşte bu yüzden bir kez daha iyi ki varsın diyorum sana. Senin de beni sevmeni elbette çok isterim. Belki de inanmayacaksın ama, olmasa da olur. Çünkü yıllarca sevgimin öyle çok düşmanı, öyle çok muhafızı vardı ki, ben seninle onları aştım, inan varolman bile yeterli ve seni seviyor olmak bile büyük bir nimet benim için. Ve şunu bil ki bu sevgime asla çoklarının yaptığı gibi yeteneksizliklerimi, kusurlarımı, yalnızlık korkumu, başarısızlıklarımı yüklemiyorum. Eğer öyle olsaydı, yitirmekten ölesiye korkar, seni kör bir tutkuyla sahiplenirdim. Oysa seni bir dine bağlanır gibi değil, kendi özgürlüğümü sever gibi seviyorum.
Cezmi ERSÖZ
***
Ayna
Aynaya bakma sakın ve saçlarına dokunma. Rüzgara sesin Geceye kokun düşmesin. Sen bu bahar bir başka düşe gir daha sığ ırmakların olsun ve açık mavi denizin beni unuttuğun anılarına sar ki başka sızılara bulanayım.
Cezmi ERSÖZ
***
12/29/2005
Sen benim ilkim ve sonum, sen benim yıldızlara bakışım ve ağlayışım , sen benim yanlızlığım ve sessizliğim, sen benim gün ışığım ve ay ışığım, SEN BENİM BİRTANEMSİIN !
SENİ SEVİYORUM
***
Sevgiydi sadece
Avuçlarımda tuttuğum sevgiydi sadece ... korkmadan incitmeden birşeyleri ve sevgi ağaçlarının sonsuzluklara uzanan gölgesinde, geçmişin ürperten serinliğinden bir avuç su ile, ruhumu okşayan sevgiydi sadece.
F.E "Gülgüneşi"
***
ÜŞÜMEK
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini. Kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır.... Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi, mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara... bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi... Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz BİR AN ÇOK ÜŞÜYECEK, sonra geçecek..
VE evet çok üşüyor içim çok ama geçecek biliyorum!!!
****** 11/14/2005
*** S e v g i n i n Renkleri ***
Sevginin tonları var, Yaşamını paylaşmak istediklerin Sevgiyi yaşamayı seçtiklerin Ve birlikte oldukça keyif aldıkların Bir de aşık oldukların ....
Şiirlerle anlatılır AŞK! değil mi?
SENİ ARIYORUM
Anlatacak nelerim var bir bilsen İçimde ihtilaller kopmuş Kendimi sürgüne verdim Mutluluğum çoktan iflas etmis İtiraza hakkım yok biliyorum Beni savunmak sana düştü Seni arıyorum... Yarım kalmış şiirlerim gibisin Yaşanmamış çocukluğumsun anılarımda Öylesine eksiğim sensiz Öylesine sahipsiz İşte bütün umutlara Havlu attım, gidiyorum İçimde geç kalmışlığın çaresizliği Çocuklar gibi ağlıyorum Ve gel gör ki, her damla gözyaşımda Yine seni arıyorum...
Ahmet Selçuk İLKAN
SONSUZ AŞK
Dalga ile kıyının aşkını bilir misin? Öncesinden başlayıp, sonsuza giden dalga, Hep aşka kavuşma özlemiyle atılır kıyıya. Dalga, seven - kıyı, sevilendir. Dokunur parmaklarının ucuyla sevdiğine dalga Ve döner hep geriye Bilir kavuşamayacağını ama hep koşar kıyıya Her bir dokunuşunda aşkına verir bedenini hesapsızca İşte, ben de seni böyle severim yar.
Yar, bilir misin dağ başında açan uçurum çiçeklerini? Bilirler görünmeyeceklerini... Sevilmeyeceklerini... Koklanmayacaklarını... Okşanmayacaklarını... Ama inatla açarlar aşkla, sevgiyle, özlemle. Hep beklerler gelmeyecek sevgilinin onu kucaklamasını İşte, ben de seni böyle beklerim yar.
Yar, ipek böceğini bilir misin? Onun kozasının içinde ördüğü o ipliğe olan aşkını Bilir o, ördüğü ipliğin kendisinin ölümü olacağını Ama aşkına feda eder kendini. Öyle verir kendini yarenine korkusuzca İşte, ben de kendimi böyle veririm sana yar.
Yar, ağaç ile meyvesinin aşkını bilir misin ? Meyvesini vermelidir ağaç yeniden doğmak için Öyle zorludur ki ayrılmaları Verir meyvesini ağaç meyve tohum olur, tohum kök olur Ve yeniden doğar ağaç kendi meyvesinden İşte bende böyle yar; Yok olmayı göze aldım, tekrar sende doğmak için.
Gassan Satar
11/11/2005
Aşklar mı dediniz?
Sevmeden sevilmek, dokunulmadan dokunmak, yaralanmadan yaralamak, acı çekmeden acı çektirmek, zırhlarımızı, akıllarımızı, hesaplarımızı bunları elde etmek için mi kuşanıyoruz? Onun için mi deneyip duruyoruz insanları? Her sınamada onlar biraz daha fedakâr, biz biraz daha mı güçlü oluyoruz. Güçlü olmak isteğinin aslında nasıl bir korkaklık olduğunu fark edememek kaç aşka mal oluyordur insana. Acaba kendimizi en çok savunduğumuz sırada mı alıyoruz en büyük yaralarımızı, en büyük budalalıklarımızı en akıllıca davrandığımızda mı yapıyoruz acaba ?
Rahatı ve güvenceyi en çok istediğimizde mi kaybediyoruz en büyük mutluluklarımızı, en çok korktuğumuzda mı acaba korktuğumuz başımıza geliyor?.. Kendimizi bu kadar savunmasak, bu kadar akıllı olmasak, rahatın peşinde bu kadar koşmasak ve bu kadar çok korkmasak, yaralarımız, pişmanlıklarımız ve acılarımız daha mı az olurdu acaba ? "Tanrıyı ve insanları deneme," diyen Nietzche'ye aldanmayıp herşeyi ve herkesi bu kadar çok deneyden geçirdiğimiz için mi Tanrıyı ve insanları kaybediyoruz? İnsanları bu kadar çok denediğimiz, kendimizi kalkanlarımızın arkasına böylesine iyi gizlediğimiz, hiçbir acıya ve sıkıntıya razı olamadığımız için mi en çok istediklerimiz en uzağımıza düşüyor, mutluluk ele geçmez bir masal kuşuna dünüyor ?
Schiller'in o muhteşem "Eldiven" şiirinde anlattığı hikâyeyi belki daha iyi okumalıydık, oradaki şövalyenin adım seslerini belki daha çok duymalıydık. Hep erken öleceğini düşünen, hayatı bu düşünce nedeniyle telaşla geçen ve düşündüğü gibi erken ölen Schiller'in söylediklerine biraz daha dikkat etmeliydik, kendi ölümünü bilen birçok şeyi bilebilir çünki. Arenada, bütün şövalyelerin aşık olduğu ve evlenmek istediği harikulade güzel prenses kral babasıyla birlikte oturuyor, çevreleri genç ve yakışıklı şövalyelerle dolu, hepsi bir küçük tebessüm için bekliyorlar.
Borazanlar çalıyor ve aslanlar çıkıyor arenaya, kocaman yeleleri, gergin belleri, iri pençeleriyle kükreyerek dolaşıyorlar. Prenses zarif ellerini saklayan uzun eldivenlerden birini çıkartıp aslanların arasına atıyor. - Kim eldivenimi alıp bana getirirse onunla evleneceğim. Müthiş bir sessizlik oluyor, bir anda herkes susuyor. Bir şövalye diğerinden ayrılıyor, taş merdivenlerden ağır ağır inmeye başlıyor, parlak çizmelerinin çıkardığı adım sesleri tek tek duyuluyor. Arenaya giriyor, aslanlar hareketsiz ve şaşkın, bu cesur şövalyeye bakıyorlar, o hiçbirine aldırmadan eldiveni alıyor, gene adım sesleriyle taş merdivenleri çınlatarak çıkıyor. Eldiveni prensesin kucağına bıraktıktan sonra, kendisine hayranlıkla dönen prensese bir kez bile bakmadan yürüyüp gidiyor. Nietzsche "Tanrı ve insanları deneme" diyor. Schiller, eldiven şiirini yazıyor. Biz, herkesi her zaman deniyoruz, emin olmak, güvenmek istiyoruz, sevgisini ve bağlılığını her an kanıtlasın, hayatını ve herşeyini tehlikeye atsın ve bunu binlerce kez yapsın istiyoruz. Kendimizle ve korkularımızla o kadar doluyuz ki, hiçbir duyguyu, hiçbir insanı, hiçbir nesneyi olduğu gibi bütün gerçekliğiyle göremiyoruz, her şey kendimizle ve korkularımızla oluşturduğumuz prizmalardan kırılarak ulaşıyor bize, her şeyi olduğundan başka bir biçimde ve olduğundan başka bir yerde görüyoruz. Belki de bu yüzden aradığımız şeyleri aramamız gereken yerlerden başka yerlerde arıyoruz. Mutlulukla aramıza korkularımızı ve kendimizi sokuyoruz. Aragon'un dediği gibi eğer "mutlu aşk yoksa," bu aşkın suçu değil. Aşkı, acısından, kederinden, tedirginliğinden, ayrılığından, üzüntüsünden, yarasından ayıklamaya çalışanların aşkı, mutlu olmayan aşklar. "Ben acıya, aldatılmaya, kedere razıyım," diyenlere verilebilecek bir armağan mutlu aşk... Aşk iki eli dolu bir eski ilahe, birinde mutluluğu birinde acıyı veriyor. Acıyı almadan öbürünü almak mümkün değil. Çok mu korkuyoruz acıdan ve yaradan ve kederden? Korku bizi acılardan koruyor mu peki? Aşk, o eski ilahe, acıdan korkana inadına acıyı verip öbür elini kapatıyor. Acısız mutluluk olmuyor. Lermontov, çocukluğumun müthiş yazarı, "Zamanımızın Bir Kahramanı" isimli kitabını yazdığında Rusya'yı birbirine katmıştı... Hiçbir kadını sevmeyen, ama bütün kadınları kendine aşık etmekten hoşlanan birini anlatıyordu... Şu hiç unutmadığım Peçorin'i, Lermontov'un ve hepimizin zamanının kahramanı olan yalnız ve sevgisiz adamı. Ne kadar şanslıydı Peçorin, bütün kadınlar onu seviyor, ona aşık oluyor, ama o kimseyi sevmiyordu, duyguları çelik gibi zırhlarının içine hapisti, dokunulmazlık ve yaralanmazdı, insafsızdı, kadınları kendine aşık edip kaçıyordu, kendi duygularına yaklaşılmasına bile izin vermiyordu. Çocukluğumun kahramanı bir korkaktı. Ve mutsuzdu. Ve Lermontov, yalnızca tek bir roman yazabilmiş, ikincisinin yarısındayken, yirmi yedi yaşında bir düelloda öldürülmüş o uzun saçlı şair, sanırım o da mutlu değildi. Peçorin, edebiyatın unutulmaz kahramanları arasına girdi, korkulardan örülmüş bir kahramana ilgiyle baktı insanlar. Sevmeden sevilmek, dokunulmadan dokunmak, yaralanmadan yaralamak, acı çekmeden acı çektirmek, zırhlarımızı, akıllarımızı, hesaplarımızı bunları elde etmek için mi kuşanıyoruz? Onun için mi deneyip duruyoruz insanları? Her sınamada onlar biraz daha fedakâr, biz biraz daha mı güçlü oluyoruz. Güçlü olmak isteğinin aslında nasıl bir korkaklık olduðunu fark edememek kaç aşka mal oluyordur insana. Ama korkulardan kurtulmak da ne kadar zor. Her seferinde hep acıyan yerimiz aklımıza gelir. Aşkı her gördüğümüzde, hemen kendi üstümüze kapanmamız, hep o acıyan yerimizi korumak istememizden. Kendimizi bu kadar sakınarak nasıl yaşayabiliriz hayatı? Bu kadar güçlü, bu kadar akıllı, bu kadar zırhlı olarak nasıl değebiliriz hayata? Bir Peçorin mi olmalıyız? Yoksa kendi aşkında yanan bir Anna Karenina mı? Peçorin kimseyi sevmedi. Anna Karenina istediği kadar sevilmedi. Peçorin, Anna Karenina'ya aşık olsun isterdim, sevmeyi bilen ve sevmekten korkmayan o kadına tutulsun isterdim... Peçorin, eminim o zaman "Ya o beni sevmezse" diye soracaktı... Ben de ona, "Anna Karenine, Anna Karenina'ysa eğer, seni sever," derdim. Aşık bir Peçorin... Mutlu olurdu herhalde, ama büyük bir ihtimalle onu edebiyat kahramanları arasından silerdi o zaman. Hangisini tercih ederdi acaba, unutulmaz bir roman kahramanı olmayı mı, yoksa korkusuzca seven ve sevilen mutlu bir aşık olmayı mı? Siz hangisini seçerdiniz? Hayat seçimlerle dolu ve Pascal'ın dediği gibi "her seçim bir kaybediştir," bir şeyi seçer, bir başka şeyi kaybedersiniz. Ya da hiçbir şeyi seçemez ve her şeyi kaybedersiniz. Bu da bir seçim... Bir şeyi seçip bir başka şeyi kaybetmek mi, hiçbir şeyi seçmeyip her şeyi kaybetmek mi? Zırhlarımız, korkularımız, savunmalarımız, hesaplarımız bizi hep bir şeyi seçmemeye götürüyor, aklımız "öbürünü kaybetmemeliyiz" diyor... Ve en akıllı, en güç, en zırhlı, en hesaplı olduğumuz zamanda, her şeyi kaybediyoruz, en çok istediğimiz bizden en uzağa düþüyor. Kendi seçimimizi yapamadığımız için de insanları sınayıp duruyoruz. Eldivenlerimizi aslanların arasına atıp "Beni seviyorsan onu getir," diyoruz. Bir eldivene bir aşk gidiyor. Nietzsche, "Tanrıyı ve insanları denemeyin," diyor. Schiller, eldiven şiirini yazıyor. Peçorin, Anna Karenina'yı sevmiyor. Anna Karenina, aşık olmayı hayatıyla ödüyor. Peçorin mi olmalı Anna Karenina mı? Her seçim bir kaybediş. Hele, hem Peçorin'i hem de Anna Karenina'yı seviyorsanız. Bütün kitapları okuyorsunuz, hayatın karmaşık yollarından dolanıyorsunuz ve çıka çıka hep aynı mısraya çıkıyorsunuz. "Ten hüzünlü heyhat... Ve okudum bütün kitapları." Heyhat ten hüzünlü, bütün kitapları okusanız da. En büyük yaraları kendinizi en çok savunduğunuzda alıyorsunuz, en büyük budalalıkları en akıllıca davrandığınızda yapıyorsunuz, en güçlü olmayı en çok korktuğunuzda istiyorsunuz ve mutluluk hep uzaklarda kalıyor. Savunmasız, güçsüz ve hesapsız olmak belki de mutluluğun kapısını açacak. Ama bunun için Peçorin'in Anna Karenina'ya aşık olacağı bir kitap bulmak gerek. Anna Karenina, Peçorin'e sevmeyi öğretmeli. Ve, ten bu hüzünden kurtulmalı.
Osman Müftüoğlu ***
*** Aşklar mı dediniz?
Düşer misin sevdama?
Nasıl kapanır bu kanayan yara, Nasıl anlatılır ki, sana bu hal? Terimde tuz gözyaşımda bal Bağdas kurar mısın soframa? Gözlerimde umut Yüreğimde aşk. Ölümleri boşlayıp Düşer misin sevdama?
Adnan YÜCEL
***
Gök, güneşini denizle bölüşmüş! mehtap göllere sinmiş ... ve inmiş tüm suların üzerine sevdalar. Bütün ışıklar suya; ben? gözlerine düşmüşüm ..
muammer erkul
***
ve sessiz ol yüreğim, duyurma çığlığını, bırak aksın içindeki dehlize sen bil ki duyurulmayan çığlıklardadır bütün mucize...
***
11/9/2005
50 yaşına gelmiş bütün kadınların ve erkeklerin kulaklarına küpe yapmaları gereken bir söz bu.. Sadece insanın yaşamdan ne beklediğini en iyi bilebileceği bir yaşta degil, aynı zamanda o yaşamı kurmak için de en uygun yaştasınız.. Bunun değerini ve anlamını bilebilenler Lynda Lemay'ın şarkısını da hak ediyorlar... 50 yaşınıza birgün siz de gireceksiniz..!
Bu şarkının sözleri:))
50 yaşında bir adam arıyorum Her düşü kurmuş, her düşü yitirmiş Her şeyi istemiş.. şimdi artık ne istediğini bilen.. 50 yaşında bir adam arıyorum Her borca girmiş, her borcu ödemiş Sonra yeterince para edinmiş Ama paradan gözleri kamaşmamış.. 50 yaşında bir adam arıyorum Yaşamış, Her tütünü içmiş ..Her içkiyi devirmiş ..Yeteri kadar kadın tanımış Ve artık başkalarını aramayan.. 50 yaşında bir adam arıyorum Veremeyeceklerinin farkına varmiş Geçmişi geleceğinden fazlalaşmış Ama ancak şimdi yaşamaya başlamış.. 50 yaşında bir adam arıyorum Kendini en kötüye hazırlamış Zamanın neleri iyileştirmeyeceğini öğrenmiş Çok cenazeler kaldırmış.. 50 yaşında bir adam arıyorum Gerçeklerle yüzleşebilen Yalan söylememe cesaretini edinmiş Hislerinden kaçmamayı öğrenmiş.. 50 yaşında bir adam arıyorum Kendini artık ciddiye almayan ..Yüzünde kırışıklıkları olan Beni sükûnetle seven ..Ve benim için elinden gelecek her şeyi iyi yapan 50 yaşında bir adam arıyorum..
*** Güzel bir Flash ... Kuş şarkı söylerse:)
Bird
***
11/3/2005
BUDUR BENIM ÇABAM
Budur benim çabam, bu: adanmak özlem çekerek dolaşmaya günler boyu. Güçlenip genişlemek derken, binlerce kök salarak kavramak hayatı derinden- ve ortasından geçerek acının olgunlaşmak hayatın ta ötesinde ta ötesinde zamanın! ..
***
Bir de bu şekilde dinleyin !  alttaki linke tıklayın, biraz uzun sürüyor sayfanın gelmesi, ama sabır lütfen! Ne harikulade bir dünya
***
En fazla iki dakikanızı alır! Linke tıklayın Belki bu çocuklara yardım edebiliriz ..
*** 10/31/2005
Ben hergece sen uyurken dalga olup sahile vuruyorum. Rüzgar olup esiyorum sessizce. Sen uyurken yüreğim geliyor üstünü örtmeye. Bensizken üşürsün diye...
***
| Her Şey Hayallerinizle Sınırlı ... |
10/30/2005
|
Ben, hüzünlerime geri dönüyorum ...
Yine mi dönüyorum hüzünlü saatlere? Oysa geceye beş kala çağırışlarını duymuştum. Belki sensindir diye bir umut kapladı içimi. Nafile, sana uzanan bütün yollar kapalı... öğrendim, evet geç de olsa öğrendim bunu. Çok geç olsa da... Uzaklardan bir ses olmak istedi bir dostum, uzaklardan bir el... Üşüme diye. Olamadı, olamazdı, yokluğun her şeyden daha soğuktu. Yokluğun soğuk, yokluğun buz gibi... Hani; öyle üşürsün ki, artık hiç bir şey hissetmez uzuvların, uyuşur kalır da manâsız bir donukluğun çizgileri oluşur, ardından bir kabuk içindeki parçalanmayı döker, ezip de geçer tüm bedenini, acısı en derinden gelir de yakar her yerini... İşte ben de öyle üşüdüm gece yarısını beş geçe... Manâsız buluyorum sanki artık her şeyi. Sevgi deseler sadece bir iç çekebilirim, sonra gülüp geçerim gibi geliyor. Aşkı sorsalar, aynı dili mi konuşuyoruz diye anlamsızca bakabilirim gözlerine... Anlatın derim durmayın, bırakın tüm şiirleri, şarkıları, masalları... Dokunabilir miyim AŞK'a, dokunabilir miyim ellerimle diye sorarım, geçer mi üşümesi yüreğimin, geçer mi üşümesi içimin... ?? Aşk dediğiniz şey gelince ansızın, anlar mı beni aşkla gelen, beni ben olduğum için mi, kendi var ettigi için mi ister...!! Varolanlara, benden kalanlara hoş geldin mi der, yoksa bir iki zaman sonra herkes gibi o da mı çekip gider... Bakışlarım dondu sanki, yüreğim donunca. Nasıl da manasız bakıyorum etrafa. Görmesin istiyorum hiç kimse gözlerimi, görmesin hiç kimse hüzün tanelerimi... Susuyorum artık derin derin. Nasıl da konuşmak istiyorum oysa. Saatlerce susmadan konuşmak istiyorum. Tüm biriktirdiklerimi en başından başlayıp sonuna kadar anlatmak istiyorum. Anlatmak yetmez biliyorum, anlaşılmak da istiyorum... Bir el istiyorum başımda... Saçlarıma dokunsun istiyorum, tüm bedenimden söküp alsın yalnızlığımı tılsımıyla... Bir el istiyorum dokunsun saçlarıma yumuşacık ... ve alsın tüm donuklukları usulca. Bir göz istiyorum gözlerimde... Anlamsız bakan gözlerimin içini görsün, hâlâ arkalarda kalmış ışık huzmelerinin içine dalsın, çıkarsın tüm umutlarımı eski sandığın içinden, açsın da ışığı ile umut olsun yollarıma, yolum olsun yordamım olsun istiyorum... Bir omuz istiyorum... Başımı yaslayıp uzun uzun ağlayabileceğim. Yıllardır biriktirdiğim hüzün tanelerini tek tek dökebileceğim bir omuz istiyorum. Ona yaslanınca her şeyi unutmak istiyorum, sıcacık olmak... İçimi huzur kaplasın istiyorum, hiç konuşmadan saatlerce orada kalmak, hiç konuşmadan anlaşılabilmek istiyorum...
Biliyorum, ne de çok şey istiyorum... Bunların sadece puslu bir hayal olduğunu da biliyorum. Seni bende var edişimi, aslında sadece bende olduğunu, aslında sadece bir hayal olduğunu çok iyi biliyorum. Ama yine de seni çok özlüyorum, yine de çok üşüyorum, ve yine de seni istiyorum...
Ben, hüzünlerime geri dönüyorum...
***
| |
"Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebildiğin kadar yersin."
"Her gülün dikeni vardir ama her dikenin gülü yoktur."
"Insan odur ki, başkasının incitisiyle incinmesin.. Ve insan odur ki, incitilmeye müstahak olanı incitmesin."
"Insandan belâ gelmez, hak istemedikçe, Hak belâ vermez, kul azmadıkça."
"Sual de bilgiden doğar, cevap da."
"Ayıpsız dost arayan dostsuz kalır."
meyve, ağacın sebebidir. varlık, anlamını insanla kazanır.
yaratıcı, eserini, insanla seyreder, zira insan Hakk'ın gözü ve aynasıdır.
"niceye dek perdenin ardında , kapının dışında duracaksın. kapıdaki şu perdeyi yırtsana."
"Maşrapamız küçükse deryayı suçlamaya hakkımız olmaz."
 
Konu : ayran içmenin ingilizcesi :)) Alttaki metni sesli okuyun *ve kendi ağzınızdan çıkanı bir dinleyin! * * * I run each teen me? A wet each team. I run each make is tea your sun each. Higher them in each team. Catch bar duck each teen? On bar duck each team. Why high one why! :)
Anneciğim! Evlatlar vardır başarılarını, zaferlerini yazarlar... Sana yazacak bir başarım, bir ödülüm yok anne. Keşke olsaydı da, seni sevindirebilseydim. Keşke, benim de anneme yazacak, anlatacak başarılarım olsaydı. Ama yok anne... Sevdiğin, okşadığın saçlarıma aklar düştü anne. Ilk evvel saçlarım hayat mücadelesinde yenildi. Düşmanlarım hep benden güçlü oldu anne. Onların tahta kılıçları benim çelikten kılıcımı paramparça etti. Onlar beni yenmek için ne senaryolar yazdı, ne iftiralar attılar. Ben, ‘masumum’ bile diyemedim. Düşmanlarıma hep yenildim anne. Ve ne yazık ki, dostlarıma da... Dostlarım da beni hep yendi... Ben onları dost bilirken onlar beni meydanlarda tuş ettiler. Arkamda hep bir hançer yarası oldu anne. Senin anlayacağın, dostlarım beni düşmanlarımdan daha beter etti! Kahkahayı unuttum, tebessümle dost oldum. Yüzümde acı bir tebessüm var şimdi. Bahtıma yenildim anne! Çocukluk yıllarımın özlemiyle seni aradım anne... Senden daha şefkatlisini, daha merhametlisini bulamayacağımı bilerek... Her şey küçükken güzelmiş anne. Şimdi büyüdüm ve yenilmeyi öğrendim anne. Gülü çok sevdim, hele alını, pembesini... Bahtıma hep beyazı düştü anne... O çok sevdiğim güllerin, dikenlerine yenildim anne... Açlığa-tokluğa, hastalığa- sağlığa, dosta-düşmana... Hepsine ama hepsine yenildim... Senin anlayacağın hayata yenildim anne... Yenildim...
Kemal Dadasoglu
..........
10/23/2005
Ne kadar saklasan özlediğin belli, söndüremezsin içindeki yangını. Baslamışsa zamanların en güzeli, artık susturamazsın dudaklarını. Anlatır özlemini bana derinden ... yanan alnınla terleyen avuçların. Alevler taşarken gözbebeklerinden, yakar değdigi yeri parmak uçların. ÇOK GEÇ BU SEVDADAN DÖNEBİLMEK İÇİN bak! şimdi seninle dopdolu aynalar... bu özlemli halinle daha güzelsin. Benimde saçımdan tırnağıma kadar tutuşan, yanan bir şey var! her yerimde SEN şimdi ALEVDEN bir GÜLSÜN ellerimde
|
KENDİ RUHUNU KENDİN SÜSLE
Bir süre sonra bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki ince farkı öğrenirsin. ve aşkın yaşlanmak, birlikte olmanında ... güvende olmak anlamına gelmediğini öğrenirsin ve öpücüklerin sözleşme ... ve hediyelerinde vaat olmadığını öğrenmeye başlarsın. ve yenilgileri başın dik ... ve gözlerin açık karşılamaya başlarsın. ve bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin zerafeti ile. ve herşeyi, bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin, çünki yarın ile ilgili herşey belirsizdir. Bir süre sonra ... güneş ışığının yakıcı olduğunu öğrenirsin fazla maruz kalırsan.
Bu yüzden ... başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden,kendi bahçeni yarat. ve kendi ruhunu kendin süsle...
Ve göreceksin dayanıklısın....
Ve kuvvetlisin....
Ve değerlisin..
| | 10/16/2005
Ah, geçmişimin hatırasından hatırıma bir daha gelen sevgili Kalbimin hangi kuytusunda saklamalıyım şimdi seni? Hangi vadilerin rüzgarına yazmalıyım adını ve aşkını? Hangi rüzgarın elvedasına... Çık gel şimdi nasıl gelirsen gel ben beklemedeyim Bir telefonun sessiz teline bir mektubun puluna değil rüzgarlara yazdım adını... Rüzgarla bekliyorum seni... REFIK DURBAS
10/15/2005 ..Bir kadını ağlatırken çok dikkat edin, çünkü Tanrı gözyaşlarını sayar... Kadın erkeğin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı, öyle olsaydı ezilirdi... Üstün olmasın diye başından da yaratılmadı. Ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye... Kolun biraz altında korunsun diye.. Kalp hizasinda sevilsin diye...
|
Bir kadını ağlatmak çok zor degildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, biryazıya...
En az erkekler kadar yani!
Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.
Eger bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! Işte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
Gözleri buğulanır kadının sonra.
Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır..
Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. Ince ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli...
Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çogu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri.
Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. Içlerindeki zehirdir onlari öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizler yaralarındaki!
Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüsür yaraları.
Dönüşmemesi lazimdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra.
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar, bir çok seyden vazgeçen kadınlardır aslında.
Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan..
Insanlar soruyorlar çogu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman!
Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. 
Ee o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa
bilin ki olgunlaşıyordur
Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.
Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.
Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü! 
| | | 10/9/2005 Hadi, oyalanma birazdan sabah olacak ...
|
AŞKTA YARIN YOKTUR SEVGİLİ
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur......
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar. İnsan korkusuz olur, daha derinden anlamaya başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ta ortasında.
Hindistan da Ganj Nehri nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de......New york ta, bir sokakta, kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan.....
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çoçukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da.....oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya....
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır. Kimselere veremez sevgisini. Kimselere kendini anlatamaz, evlere kapanır....Bazen denizler, kıyılar çeker insanı. İnsan bu kapılmayı anlayamaz, oysa çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu. Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devredilir başka insanlara...bir insanın yaptığı bir hatanın tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili, ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp, soluğu evlerde alacağız, ya da denizler, kıyılar çekecek bizi. Nasıl biz başkalarının korkaklığını taşıyorsak, başkaları da bizim korkaklığımızı taşıyacak, yenilgimizi, umutsuzluğumuzu....
Birazdan sabah olacak...para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular başlayacak.....bunlar varsa ve bizim için geçerliyse aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili. Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan. Yaşadıklarımızı unutmaya çalış. Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü, sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel, o yaban ağrısını geri alacak. Bunlar olurken içimiz bir an çok üşüyecek, sonra geçecek..
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili.....
Cezmi ersöz
| | 10/3/2005
Sevdiklerinizi sevindirin ... ve ücretsiz bir kart yollamaya unutmayın! sadece yukardaki linke tıklayın ...
Bir çukulata ikram edelim gelmisken:  ve mesaj bırakın LÜTFEN  Sorularınız a cevaplar
1) Media Player spaces e nasıl yerleştirilir?
Cevap:
Önce düzenlemek için space'inize girin."Log in" olun yani:) Daha sonra adres çubuğunda varolan URL'nin sonuna &powertoy=musicvideo kodunu ekleyin. Adres çubuğunun sonundaki Git'e basın. Sayfa yeniden yüklenince Customize, oradan da Modules'i tıklayın Seçeneklerin arasında Media Player'in olduğunu göreceksiniz; Add 'e tıklayın ve Save'e basın. Şarki için Media Playerin URL kısmına çalacağınız şarkının adresini yazın, sonra save yapın. Artık sizin de sayfanızda istediğiniz müzikler çalsın. Hepsi bu kadar....
NOT: Media Playerin URL kısmına yazacağınız şarkıyı daha önce internette olan bir adresinize yüklemeniz gerekmektedir! yani hosting olayı var!
ücretsiz hosting hizmeti veren adreslerden birisi şöyledir: http://imageshack.us/ yada www.rapidshare.de
|
|
|
|